
Dağcı Kaan ve Kırık Pusula
Elif Yıldız
Dağcı Kaan, uzak bir sahil kasabasında yaşayan biriydi. Dağcı Kaan kayıp yerini çok ederdi. Yüzü hafifçe kızardı, gözleri sevinçle doldu. Ne yapsa aklı hep oraya kayıyordu. Gökyüzü yavaşça açıldı, renkler birbirine karıştı. Kahvaltı ederken bile bunu düşünürdü. O sırada bir ses duyuldu, hava yeniden ısındı. Bir gün yaşlı bir denizci ona bir ipucu verdi. İçi umutla doldu, kalbi yerine oturdu. Bu küçük olay her şeyin başlangıcıydı. Sessizce ilerledi, buna ihtiyacı vardı. Bir dalı bastonu gibi kullandı, bu ona iyi geldi. Gerekenleri toplayıp güneş doğmadan yola çıktı. Havada ince bir tatlılık vardı, toprak yumuşacık duruyordu. İlk birkaç adım en zorlarıydı. Heyecandan yerinde duramadı, gözleri sevinçle doldu. Gittikçe tanımadığı topraklara giriyordu. Yeniden yola koyuldu, kendini daha hazır hissetti. Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: harita yağmurdan ıslanıp okunmaz oldu. Yapraklar usulca kımıldadı, yol daha da güzelleşti. neredeyse tükeniyordu.
İçindeki telaş dindi, içinden teşekkür etti. Dağcı Kaan yılmadı; yıldızlara bakarak yönünü buldu. Gökyüzünde bir kuş süzüldü, toprak yumuşacık duruyordu. Haritadaki bir işaret imdadına yetişti. Az sonra hava değişti, artık geri dönüş yoktu. İçini ısıtan bir destekti bu. Bir taş fırlattı, sonra yeniden ayaklandı. Bir ağacın gövdesine yaslandı, gücünü yeniden topladı. Bir daha arkasına bakmadan yürüdü. Kendine söz verdi, yoluna daha istekli devam etti. Bir süre hiç durmadan yürüdü. Dere sesi yaklaştı, gölgelerin arasında oyunlar vardı. Beklemediği bir sorunla karşılaştı: birden bozuldu, tam da yolun ortasında. Karıncalar yollarına devam etti, gökyüzü sonsuz görünüyordu. İlk denemesi hiç işe yaramadı, kaşlarını çattı. Bir bulut önden geçti, ortalık bahar kokuyordu. Vazgeçmek yerine oturup uzun uzun düşündü, başladı. Aklına annesi geldi, kendini yalnız hissetmedi. Dağcı Kaan dalları yan yana dizip geçit yaptı, böylece sorunu çözdü. Kendine söz verdi, kalbi yerine oturdu. Engel sonunda aşıldı, bir adım daha yaklaştı.

