
Kaplumbağa Ağıradım ile Dağılan Yuva
Selin Arı
Kaplumbağa Ağıradım, sık bir ormanın içinde yaşayan biriydi. Kaplumbağa Ağıradım ormandaki patikayı çok ederdi. Bir taş fırlattı, bir sonraki adımı düşündü. Cevabını bulamadığı sürece rahat edemiyordu. İçinden bir ses ona seslendi, korkacak bir şey yoktu. Uyandığı an aklına gelen ilk şey buydu. Serçeler dallara kondu, gökyüzü sonsuz görünüyordu. Bir gün yaralı bir dostuyla karşılaştı. Aklına güzel bir anı geldi, içi sevinçle doldu. Bir kurbağa suya atladı, manzara bir tablo gibiydi. Böylece anlatmaya doyamayacağı günler başladı. Gökyüzü yavaşça açıldı, dallar hafifçe sallandı. Fazla oyalanmadan hazırlanıp yola düştü. Uzaktan rüzgâr sesi geldi, hava tertemizdi. Hem heyecanlı hem de biraz ürkekti. Sabah çiyi henüz kurumamıştı, ortam bambaşka bir hâl aldı. Tanıdık her şey yavaş yavaş geride kaldı. Uzaktaki tepeye baktı, yolun sonunu etti.
Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: yuva darmadağın olmuştu. Hava yavaş yavaş ısındı, her şey daha da güzelleşti. İçinden vazgeçmeyi bir an düşündü. Bir bulut güneşi kapattı, etraf sessizliğe büründü. Kaplumbağa Ağıradım yılmadı; dostlarını yardıma çağırdı. Etrafında bir tur attı, içi rahat etti. Küçük karıncalar bile yardıma geldi. Yönünü kontrol etti, hiç durmadan devam etti. Yeniden yola koyuldu, biraz daha yaklaştı. Bu destek sayesinde kendini toparladı. Kuşlar birden havalandı, sesler uzaklardan geliyordu. Bu kez daha kararlı bir şekilde ilerledi. Dallar arasından ışık sızdı, manzara bir tablo gibiydi. Toprak yol yerini taşlı bir patikaya bıraktı, adımları yankılandı. Kollarını iki yana açtı, yol biraz daha kolaylaştı. Yolunu bir kez daha bir engel kesti: ayağı bir köke takıldı, durum gitgide zorlaşıyordu. İçinden bir ses ona seslendi, yoluna daha istekli devam etti. Bu sefer daha dikkatli olması gerekiyordu, bir süre kımıldamadı.

