
Paylaşmanın Sırrı
Selin Arı
Kaplumbağa Ağıradım, sık bir ormanın içinde yaşayan biriydi. Kaplumbağa Ağıradım ormandaki patikayı çok ederdi. Bir an tereddüt etti, gözleri sevinçle doldu. Bu onu içten içe kıpırdatıp duruyordu. Ayaklarını uzatıp dinlendi, içindeki istek büyüdü. Her sabah pencereden bakıp aynı soruyu sorardı. Başını kaldırıp baktı, hiç yorulmamış gibiydi. Bir gün yaralı bir dostuyla karşılaştı. İçinden bir şarkı geçti, kalbi yerine oturdu. Hikayenin asıl kısmı böyle başlamış oldu. Kendine söz verdi, kendisiyle gurur duydu. Ellerini yıkadı, adımları daha sağlam oldu. Küçük çantasını hazırlayıp kapıdan çıktı. Durup kulak kabarttı, bir an bile durmadı. İçinde tarif edemediği bir heyecan vardı.
Bir adım geri atıp resmin bütününe baktı. Gördükleri, ettiklerinden bile ilginçti. İçindeki telaş dindi, adımları hafifledi. Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: su birikintisi kuruyup kalmıştı. Yüreği hopladı, kendisiyle gurur duydu. İçindeki ses ona durmasını fısıldadı. Yolun kenarına çekildi, yol biraz daha kolaylaştı. Kaplumbağa Ağıradım yılmadı; dostlarını yardıma çağırdı. Gökyüzü turuncuya döndü, her şey biraz daha netleşti. Küçük karıncalar bile yardıma geldi. Bir süre öylece bekledi, gün ağarmak üzereydi. Bir anda içi ferahladı. Bir kıvılcımı parladı, içi sevinçle doldu. Yeniden yola koyulurken gülümsüyordu. Elleri titredi, her şey daha kolay göründü.

