
Dürüst Kaan ve Bir Özür
Naz Yücel
Dürüst Kaan, sıcacık bir mahallede yaşayan biriydi. Dürüst Kaan doğruyu söylemenin yolunu çok ederdi. Havada ince bir tatlılık vardı, etraf doluydu. Bu soru kafasında sürekli dönüp duruyordu. Kuşlar birden havalandı, her şey yavaşlamış gibiydi. Her yeni gün aynı başlıyordu. Su yüzeyi ışıldadı, her yer pırıl pırıldı. Bir gün istemeden küçük bir yanlış yaptı. Gözlerini kısıp uzağa baktı, biraz daha yaklaştı. İçi kıpır kıpır oldu, kararlılığı arttı. Beklediği fırsat sonunda ayağına gelmişti. Bir bulut güneşi kapattı, günün en sessiz anıydı. Yanına yalnızca en gerekli şeyleri aldı. Bir an durup düşündü, bütün yorgunluğunu unuttu. Adımları önce yavaştı, sonra kendiliğinden hızlandı. Yapraklar usulca kımıldadı, manzara insanı Her dönemeçte bambaşka bir manzarayla karşılaştı. Vakit çabuk ilerledi, ortalık yeniden durulmuştu.
Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: içinden gelen sesle savaştı. Aklına güzel bir anı geldi, kararlılığı arttı. Pes etmek o an çok kolay görünüyordu. Gökyüzü turuncuya döndü, günün en sessiz anıydı. Dürüst Kaan yılmadı; elindekini hiç düşünmeden paylaştı. Yüreği hopladı, bütün yorgunluğunu unuttu. Öğretmeni onu yürekten destekledi. Etrafında bir tur attı, artık acelesi yoktu. Vakit çabuk ilerledi, beklemenin sonuna gelmişti. Bu yardım tam da ihtiyacı olan şeydi. Uzaktaki tepeye baktı, yürümeye devam etti. Yola devam ederken içi çok daha rahattı. Öğleden sonra rüzgâr dindi, her şey sakin sakin ilerledi. Bir köprüden geçip öte yakaya vardı, ayakları kendiliğinden hızlandı. Yüreği hopladı, bugünü hep anacaktı. Önünde çözmesi gereken bir şey daha vardı: beklemek sandığından çok daha uzun sürdü, elindekiler yetmiyordu. İçinden saymaya başladı, aklındaki soru dağıldı. İçinden 'yine mi' diye geçirdi, etrafına bakındı.

