
Paylaşınca Çoğalır
Zeynep Aksoy
Efe, sıcacık bir mahallede yaşayan biriydi. Efe kaybettiği oyuncağını çok ederdi. Bir dal hafifçe eğildi, renkler her zamankinden canlıydı. Bu onu içten içe kıpırdatıp duruyordu. Yavaşça bir adım attı, yürümeye devam etti. Her sabah pencereden bakıp aynı soruyu sorardı. Otlar dizlerine değdi, etraf bir anda sessizleşti. Bir gün yolda yardıma ihtiyacı olan birini gördü. Gökyüzü açık açık maviydi, tek bulut yoktu. Hikayenin asıl kısmı böyle başlamış oldu. Bir örümcek ağı sabah ışığında gümüş gibiydi. Gökyüzü turuncuya döndü, yeni bir başlangıç gibiydi. Küçük çantasını hazırlayıp kapıdan çıktı. Rüzgâr hafifçe esti, her şey yerli yerindeydi. İçinde tarif edemediği bir heyecan vardı.
Yüzü hafifçe kızardı, adımları hafifledi. Gördükleri, ettiklerinden bile ilginçti. Kendine tazelendi, bu duyguyu hiç unutmadı. Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: herkes ona sırtını döndü. bekledi, aklındaki soru dağıldı. İçindeki ses ona durmasını fısıldadı. Bir kelebek havalandı, gökyüzü sonsuz görünüyordu. Efe yılmadı; sonuna kadar sabretti. Güneş bulutların ardından çıktı, yol daha da güzelleşti. Bir arkadaşı ona destek oldu. Bir bulut önden geçti, toprak yumuşacık duruyordu. Bir anda içi ferahladı. Kendine tazelendi, hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Yeniden yola koyulurken gülümsüyordu. Bir anlık sessizlik oldu, biraz dinlenmek iyi gelirdi.

