
İyiliğin Yolu
Zeynep Aksoy
Poyraz, sıcacık bir mahallede yaşayan biriydi. Poyraz kaybettiği oyuncağını çok ederdi. Bir taşın üstüne çıktı, önündeki yol açıldı. Bu soru kafasında sürekli dönüp duruyordu. Ellerini yıkadı, kendine bir söz verdi. Her yeni gün aynı başlıyordu. Bir an gözleri doldu, yüreği ferahladı. Bir gün yolda yardıma ihtiyacı olan birini gördü. Bir yudum su içti, hiç durmadan devam etti. Beklediği fırsat sonunda ayağına gelmişti. Bir ağacın gövdesine yaslandı, gücünü yeniden topladı. Su yüzeyi ışıldadı, her şey yavaşlamış gibiydi. Yanına yalnızca en gerekli şeyleri aldı. Bir dal hafifçe eğildi, günün en güzel anıydı. Adımları önce yavaştı, sonra kendiliğinden hızlandı.
Öğle vakti geldi, geriye az kalmıştı. Her dönemeçte bambaşka bir manzarayla karşılaştı. Hava kararmaya yüz tuttu, yeni bir başlangıç gibiydi. Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: kimse ona inanmak istemedi. Kalbi heyecanla çarpıyordu. Pes etmek o an çok kolay görünüyordu. Adımlarını hızlandırdı, biraz daha yaklaştı. Poyraz yılmadı; sonuna kadar sabretti. Bir dal hafifçe eğildi, ortalık cıvıl cıvıl oldu. Bir arkadaşı ona destek oldu. İçindeki telaş dindi, korkusu tamamen geçti. Bu yardım tam da ihtiyacı olan şeydi. Bir taş fırlattı, gözü hep ileriyi arıyordu. Yola devam ederken içi çok daha rahattı. Bir dalı kenara itti, bir an bile durmadı.
