
Meraklı Kaan ve Tohumun Gizemi
Can Öztürk
Kaan, çocuklarla dolu bir kasabada yaşayan biriydi. Kaan gölgelerin neden uzayıp kısaldığını çok ederdi. Uzaktan rüzgâr sesi geldi, ışık her yere eşit dağıldı. Bu düşünce aklından hiç çıkmıyordu. Yere eğilip inceledi, bir an bile durmadı. Her sabah aynı soruyla uyanıyordu. Gün ortasına gelinmişti, bir şeylerin değiştiği belliydi. Bir gün öğretmeni ona güzel bir soru sordu. Otlar dizlerine değdi, serinlik yüzüne değdi. Böylece unutulmaz bir başladı. Dallar arasından ışık sızdı, gölgelerin arasında oyunlar vardı. Hava birden serinledi, yapraklar birbirine değdi. Yanına gereken birkaç şeyi alıp yola koyuldu. Bir an gözleri doldu, bu duygu ona iyi geldi. İlk adımlarında içi hem heyecan hem tedirginlik doluydu.
Dakikalar uzayıp gitti, biraz dinlenmek iyi gelirdi. Yol onu daha önce hiç görmediği yerlere götürdü. Sevinci yüzünden okunuyordu, hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Ama işler düşündüğü kadar kolay değildi: not defterinin sayfaları karışmıştı. Gün ortasına gelinmişti, hazırlığını tamamlamıştı. Bir an geri dönmeyi bile aklından geçirdi. Zaman su gibi aktı, artık acele etmesi gerekiyordu. Kaan yılmadı; gözlemlerini tek tek yeniden yazdı. Bir dal hafifçe eğildi, gökyüzü sonsuz görünüyordu. Öğretmeni ona doğru yolu gösterdi. Akşamüstü olmuştu, yolun sonu göründü. Bu sözler ona çok iyi geldi. İçinden bir şarkı geçti, her şey daha kolay göründü. Yeniden yola çıktığında adımları daha sağlamdı. Durup kulak kabarttı, önündeki yol açıldı.
